TÜRKİYE KAMU ÇALIŞANLARI KALKINMA VE DAYANIŞMA VAKFI

TÜRKAV

BAFRA ŞUBE BAŞKANLIĞI

ANA MENÜ


ZİYARET EDENLER

19 mayıs 2007'den tarihinden itibaren yukarıdaki
sayfa izlenimi aldık.



 

 

 TÜRK KÜLTÜRÜNDEN

 

KIZILELMA

            

Türk tarihi ve milletinin bir bütün olduğunu,

beşbin yıl önceki Oğuz Hanın bir çerisi ile bu günkü

halktan birinin mahiyet farkının olmadığını,onu farklı kılanın

yüreğindeki kızılelmayı yitirmiş olması yada Büyük Turan düşüncesini

beyninden atmış olması olabileceğini vurgulamaktı.

Yüreğimizdeki Kızılelma ülküsü ve beynimizdeki

Büyük Turan düşüncesi ile Kuzey Sibiryadan Mançuryaya,

yada Amarikanın öteki ucunda bulunan Turan Soylu bir Kızılderili şefinden,

Yemen illerinde kalmış Türkçe konuşmakta inad eden

Anadolu Türkü Şeyh efendiye kadar biz büyük ama çok büyük bir milletiz.

Büyük Turan Devleti denince de zaten bu büyük

Milletin (her nerede yaşıyorsa) bulunduğu mekan ve yüreğindeki Kızılelma anlaşılmalı”. Tarihin başlangıcından itibaren ismi konmuş, coğrafyası tanımlanmış ve bütün iç dinamikleri tamamlanmış olarak günümüze kesintisiz bir nehir gibi akıp gelen çok az toplum vardır. Bunlardan biride Türk toplumu (cemiyeti) yada Türk milletidir.

Bir toplumun (cemiyetin) yada milletin bu evrenden bir tek talebi vardır o da kayıtsız şartsız yaşama hakkı dır. Daha düz bir deyişle varolma talebidir.

Devlet, sistem, rejim ve her türlü organize yapı, milletin asıl varlığından sonra gelir. Milletin varolma olgusu yanında, Başkaca önem atfedilen ne varsa değersiz kalır. Milletin birinci asli görevi varlığını sürdürmektir

Milletler varlıklarını sürdürmek için idealleri ile beslenir kuvvet bulurlar. Millete hayatiyet veren, tarihi seyir içerisinde geleceğe intikalini sağlayan, temel unsur elbette ki ülküleridir, Ülküler ve gerçekçi davranışlar tarihi akışı sağlar

 

Türk Milletinin ideali Kızılelma gerçeği ise Turan dır. Geçmişte Türk milletinin yapılanmasında emeği geçen Bilge Kişiler İdeali veya Türkçe ifade edildiğinde Ülkü yü gittikçe uzaklaşan bir hedef diye anlatmakta haklıdırlar. Ülkü (İdeal), yaklaştıkça uzaklaşan ve serabın susuzlar üzerindeki tesirini hatırlatan, cazip bir ışık gibidir. Büyük milletlerin büyüklükleri işte böyle Işığa doğru yapılan hamlelerin nicelik ve nitelikleriyle (sayısı ve kalitesi ile) ölçülürler.

Eski Türkler, Büyük Türk Devletlerini (Hun İmparatorluğu, Göktürk İmparatorluğu Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu) üç kıtanın birleştiği çevrede kurmadan evvel milli vicdanlarında kurmuşlar ve bütün siyasi ve askeri hamlelerinde işte o büyük ülkünün gidildikçe uzaklaşan hududuna doğru atılmışlardır.Turan soyunun yüreğinde yer alan bu yurt görüntüleri nesilden nesile devretmiş yüreklere çizilmiş harita gibidir: Gönüllere giren bu vicdanî haritanın muhtelif istikametlerdeki işaret taşlarına hep (Kızılelma - Kızılalma) ismi verilmiştir.

Kızılelma, Türklerin yaşadıkları bölgeye göre, Yani Turan İline göre batı- doğu- kuzey- güney, ve her yönde ulaşılması gereken bazen bir belde, bazen de bir ülkedeki taht veya mabet üzerinde parıldayan ve ona ulaşmanın dayanılmaz hasretini temsil eden som altından yapılmış kızıl renkli altın bir yuvarlak yakut top olarak hayal edilmektedir. Bu altın top zaferin işareti olabileceği gibi hâkimiyetin sembolü, fethedilmek üzere hedef seçilen yerin durak noktası olarak ta ifade olunmuştur.

 

Sanırım önce Turanı, tarihi gerçekçilik içerisinde ele almalıyız. Sonrada Turanın iç dinamiklerinden olan Kızılelma’nın. Bize intikalini tarihi kronoloji içinde izlemeliyiz:

Turan

Başlangıçta İranlıların, kendi bulundukları coğrafyanın (yani İran’ın) kuzey doğusundaki ülkeye verdikleri isimdir Turan. Bu kelimenin varlığı ise Miladi 4. asırdan itibaren bilinmektedir.

Tura, Turan kelimesinin aslî unsuru olup, İran ülkesinde Avesta (Eski İran-Sasanilerin dini, zerdüşt dininin kitabı) da belli bir konu çerçevesinde zikredilmektedir.

Burada şahıs ismi ve göçebe bir kavim isim olarak kullanılmıştır;

Tura-Turan ve Tûralılar, diye geçen bu isimdeki topluluk İranlıların ve zerdüştlüğün düşmanları olarak gösterilmiş. Tura Akıncıları arasında bulunan Franrasyan (=Afrasiyab) iranlılara göre Çok korkulacak bir

Düşmandır.(Efrasiyap ın Mete Han, Oğuz Han ve ya Alp-er –Tunga olma ihtimali vardır.)

Diğer taraftan Blochet de, Le nom des Turks dans I’Avesta adlı yazısında herkesçe bilinen Tura = Türk özdeşliğini açıkca vurgulamıştır.

Türk adı veya hiç olmazsa Türk adını teşkil eden kök, nerede ise miladi ilk asırlardan beri mevcut bulunuyordu. Burada Türk adının özdeşliğinin daima ifade ettiği manayı hatırda tutmak gerekir. Tûra ismi, İran dilinde olağanüstü , cesur, yiğit manasını ifade eder.

Tûra hakkında en doğru faraziye, Marquart’a aittir. Bu alime göre, İranlıların meşhur vatanları Airyanem waejo, Harizm’de bulunmakta idi. İran ile Tûran arasındaki efsanevî savaşlar dünya tarihinin geleceğini belirliyordu.

Amu-Derya ile Aral gölünün doğusunda Savaşçı göçebeler kendilerine Tura adını verirlerdi. Bu Döneme ait en önemli kaynak durumunda olan Ptolemaeus (Ermeni Mütercimi Şıraklı Anania’nin tercümesi) Harizm’de gösterdiği Tûr idarî bölgesi, Tûra kavmine ait mühim bir hatırayı aksettirmiş olmalıdır.

Sonradan Meydana gelen kavimler göçü, Asya’nın ırklar haritasını tamamıyla değiştirmiştir. Tûra adı, giderek İran halkının yeni düşmanları, sırasıyla Yüe-çiler, Kuşanlar, Hioniler, Eftalitler ve Türkler için kullanılmıştır. Burdanda anlaşılıyor ki Turan terminoloji olarak tarihin başlangıcından itibaren biliniyordu.Turan düşüncesi, Hunlar ve Göktürklerde de görülmektedir.

Göktürk hakanlarının, “Türk budunu” (Türk soyu, Türk kavmi) ile övünmeleri, onun iyilik, cesaret ve diğer meziyetlerinden bahsetmeleri, kusurları düzeltmeğe çalışmaları ve benzeri düşünceler Turan düşünce zemini gibidir.

Daha sonraki dönemlerde bu fikirler Kaşgarlı Mahmud’da zirvesine çıkar. Türklük sevgisi ile dolu olan bu Türk bilgini, Türk kavminin Allah indindeki değerlerini ve tarihi misyonunu, bir “hadisi kudsi” naklederek anlatır. Ali Şir Nevaî, Türk kültürünün hayranıdır ve Türk dilinin Farsça’dan hiç geri kalır yeri olmadığını gösterir.

Coğrafî tabir olarak Tûran: Tûra halkının adından teşkil ve bilahare Tuc/Tur adından türetilmiştir. Türk ülkelerine verilmiş bulunan Tûran tabiri, Arap tarihçileri ile Fidravsî’nin kaynak olarak kullandıkları Pehlevî dilindeki Hvatay-namak’te mevcuttur. Mamafih Bundahiş yalnız Türkistan kelimesini kullanmakta olup, Tûran kelimesi ise Denkart’ta ve Turfan’da bulunan metin parçalarında vardır.

Firdavsî’ye göre, Tûran Türklerin ve Çinlilerin memleketidir. İran’dan Amu-Derya nehriyle ayrılmıştır. Diğer taraftan Afrasiyab’ın mağlubiyeti hakkındaki malumatta, kendi arazisinin başlangıcının Kibcak’a kadar uzanmış olduğu görülmektedir. Marquart, yazmalara bakarark bu ismi Koçkar (Başi) olarak tashih etmekte, Taraz’ın ötesinde 5 fersah mesafedeki Karluk ordugahı ile birlikte göstermektedir.

Firdavsî’ye göre, Afrasiyab’ın payitahtı olan Kang-diz Çin hududunda bir yerdedir; ancak Buhara’daki Kang memleketi ile hiçbir alakası yoktur. Bu tafsilata göre Türklerin bundan önceye ait, batıya doğru olan konak yerleri görülebilmektedir. Çok enteresandır ki Kızılelma ya ulaşmak bu durumda ancak Turana hakim olmaktan geçmektedir. Tûran hükümdarlarının tabileri olan Çinlilere gelince: Firdavsî bunların adlarını önce Bundahiş’de Çinlilerin içinde eriyen Avesta’daki eski Saynav halkı yerine koymuş olmalıdır.

İslam Aydınları (Arap, Fars ve Türk), Tûran mefhumunu çok tabii olarak kullanmışlardır. Arap coğrafyacıları, Türklerin memleketlerini ancak Sır-Derya’nın şarkından başlattıkları için, Maveraünnehir’i içine almamışlardır. Buna göre coğrafyacılar, bu tetkiklerinde Tûran’ı, Amu-Derya ile Sır-Derya arasındaki arazinin aynı gibi görmek eyilimindedirler. Harizmî’ye göre İranlılar Amu-Derya sahillerindeki araziye Marz-i Turan derler. Yakut’a göre Tûran, Maveraünnehir memleketidir; dünyanın Afridun tarafından üçe taksim edilmesi üzerine Türkler kendi memleketlerine, hükümdarları Tuc’a izafetle Tûran adını vermişlerdir.

Masalik al-abşar (XIV. Asır)’da tabirin kullanılış şekli çok daha farklıdır. Burada Volga’ya Nehr-i Tûran adı verilmiş ve Tûran’ın eski hükümdarlarının yazlık ordugahları, Quatremere ile Marquart’ın Ural dağları ile bir kabul ettikleri Ark-Tag (?) olarak gösterilmiştir.

Tûran, XV. Asırda yazılan Zafer-name’de yalnız edebî mukayeseler için kullanılmıştır.

XVII. asır müelliflerinden Ebu’l-Gazi bu kelimeyi bazen esatirî bir tabir olarak, bazen batı Sibirya için kullanmakta, bazen de tamamıyla Muhammed Harizmşah ülkesinin İran ile Tûran arasında bulunduğunu kapalı bir şekilde kaydetmektedir.

Turan kelimesini, Avrupa d’Herbelot’un Bibliotheque oriental’i ile tanımıştır. Burada, doğuştan Türk olup, Tûr’un neslinden gelen ve Faridun’un oğlu olan Afrasiyab, Amu-Derya’nın ötesinde doğuya ve batıya doğru uzanan bütün ülkelerin hükümdarı olarak gösterilmiştir. İşte Tûran denilen bu ülkedir; ancak Türkistan adı, daha Ortelius ile Mercator’un haritalarında XVI. Asırda mevcuttu. Turan tabirinin Avrupa’da ilmi gündeme yerleşmesi ise, XIX. Asırda olmuştur.

Bize göre Turan Kavramı ile zihinlerde parelel yer tutan Kızılelma kavramı bir gerçek nesne ile onun içindeki tat, lezzet gibidir. soyut kavramları maddileştirerek izah etmekte hiçte zorlanmayan Osmanlı müellifleri (Altın Top), (Altın Alem), (Altın hokka) ve (Küre-i lal= yakut top) gibi elma şeklinde bir takım kızıl kürelerden bahsetmişler ve eski Türklerin adını taktıkları şehirlerin hepsinde ya bir saray damının veyahut bir kilise kubbesinin işte böyle bir parlak topla göz kamaştırdığına ait bir takım tafsilata bile girmişlerdir.

Mesela Ali Çelebi Künhü’l-Ahbarda Roma şehrine (Kızılelma) denilmesini izah için vaktiyle Nuşirevan’ın hazinesinde bulunan bir yakut kadeh içindeki (Küre-i la’l)’in bir papaz tarafından aşırılıp Vatikan’daki saint-Pierre kilisesinin tavanına asılmış olduğuna ait bir hikaye anlatır.

Evliya Çelebi de Budin sarayından bahsederken: Her kasrın kubbelerinde birer altın top asılı olduğundan adına (Kızıl-Alma-sarayı dirler diye Macaristan’ın payitahtına Türklerin Kızıl-Elma demelerini Ali Çelebi’nin (yakut top)’una mukabil (altın top) nazariyesiyle izah etmiştir.

Dağıstan Şamhal’larında Kızılelma hakimiyet timsalidir. Özü müslüman Kazaklarından bir beyzadenin 18. asırda telif ettiği (Risale-i Dağıştan)’ın Nuruosmaniye kütüphanesinde 3905 numaradaki nüshasında Şamhal’ların hükümdarlık merasiminde Kızılelma nın bir hakimiyet unsuru olduğunu açıkça yazar.

Osmanlı müelliflerinin Kızılelma denilen şehirlerde birer altın yahut yakut top bulunduğundan bahsetmeleri işte bu Dağıştan misalinde gördüğümüz hakimiyet mefhumu ile ilgili olmalıdır. O taktirde Kızılelma Türk hakimiyetinin timsali olduğu için fethedilecek yerlere (sembol-nişan) olmuş demektir. Bir taraftan halk masallarında (Kaf dağının arkası) denilen Kuzey Kafkasya’nın bir taraftan da Bizans’ın Kızılelma sayılmış olduğunu gösteren kayıtlardan başka, Evliya-Çelebi Avrupa’da başlıca altı Osmanlı Kızılelma sından bahsetmekteyse de, bunların yalnız beşini zikredip altıncısını ihmal etmiştir.

Biraz sonra bunları sıra ile göreceğiz yalnız şimdi yine Kızılelma düşünce kroniğine parelel yürüttüğümüz Turan düşüncesini devam ettirelim, Turan Dilleri: Bu tabir ilk defa tarihçi Bunsen (1854) tarafından ortaya konmuştur; o, bu tabiri Hintçe ve Sami dillerin hiç birisine mensup olmayan Asya ve Avrupa dilleri için kullanmıştır. Fakat Max Müller bunu ilk defa, The languages of the seat of war in the East, with a survey of 3 families of languages, Semitic, Arian and Turanian adlı eseriyle yazmıştır.

Müller, diller gurubuna yalnız Fin-Ugor ve Altay dillerini değil, aynı zamanda Siyam, Tibet Malaya vb. dillerini de dahil etmiştir. Lenormant, La magie chez les Chaldeens et les origines accadiennes adlı eserinde bu daireye haklı olarak Sümer dilinide almıştır zira bazı Sümerologlara göre Sümer dili diye bir dil yoktur Sümer dili sanılan dil tamamen Türk dilidir ve Türkçenin taa kendisidir. J. Oppert de Les peuples et la langue des medes adlı eserinde Ahameni kitabelerinin ikinci sütununun dilini (yeni Elam dili) Med dili saymakta ve bundan da Medlerin Turaniliğine hükmetmekte idi.

Castren. Eski Altay dillerini beş şubeye ayırır: Fin-Ugor, Samoyed, Türk-Tatar, Moğul ve Tunguz. Bundan sonraki araştırmalar daha yeni tahditler getirip, ilk iki grubu, Altay dillerini teşkil eden son üç gruptan ayırdı. Bu grubun mukayeseli gramerinin kurucusu G. Ramstedt, biraz tereddütten sonra Türk ve Moğul dillerinin yakınlığını itiraz kabul etmez bir şekilde ispat etmiş, Moğul dilinin Tunguz dili ile yakınlığı da aynı şekilde kabul edilmiştir. altay grubunun Fin-Ugor ve Samoyed dilleri ile olan münasebeti halen ciddiyetle araştrılmaktadır. Neticeten bu dillerinde Turanî diller çerçevesinden sayılması mümkün gözükmektedir.

Pan-Tûranizim (Turancılık): Pan-Tûranizm siyasi düşünce olarak, bir taraftan Türkçülüğün parelelinde onunla etkileşerek yürüyen bir kavram olarak kullanılmış diğer taraftan da Tûran kavimlerinin birbirleriyle olan yakınlıklarına ilişkilerini belgelemiştir.. Pan-Tûranizm tabiri özellikle ondokuzuncu yüzyılın sonlarında Macaristanda Macar bilim adamlarınca ilmileştirilmiştir.

Bu tabirin, uzak anayurt ideali manasında kullanılışı, 1839’a kadar çıkar. Birinci Cihan Harbi esnasında Tûran cemiyeti (Turanische Gesellschaft) tarafından Budapeşte’de çıkarılan Turan mecmuası, akraba olan milletler (bizimle ayni kökten olan milletler)’in tarih ve kültürünü tetkike mahsus bir yayındı işlediği konular ise "Coğrafi bir mefhum olarak Turan" "milletlerarası politikalarda Turan gerçeği" Kont Teleki ve Prof. Cholnoky göre (Turan- ein Landschaftsbegriff, bir bölge mefhumu) Bu bölge ise yani Turan Coğrafi bölgesi .

"Hazar Denizi, İran yaylası, Sır-Derya ve İrtiş’in kaynaklarının bulunduğu sıradağlar ve Akmolins yaylası arasındaki hudutlar içinde uzanan mıntıka" olarak tasavvur etmekte idiler. Bu tarif Ulu Türkistan coğrafi kavramının yerin almış gözükmektedir. Daha sonraları konuya getirilen yeni açıklama tespit ve yorumlar neticesi "

Turan: kendini Turani soydan sayan herkesin yaşadığı bölge ve sosyal coğrafya" olarak belirlenmiştir.

Bu coğrafî bölgenin vahdeti ve orada yaşamış olan kavimleri izah eden çalışmaların yaygınlaştırılması neticesi Turan gerçeği net olarak ortaya çıkacaktır.

Rusya’da da, Macar Turancı çalışmalara parelel bazı eğilimler göze çarpar.Avrasya grubu denilen grup, jeopolitik meseleler ve Avrasya halklarının harsî tesirleri ile ilgilendiler.

Pan-Turanizm (daha dar manasıyla Pan_Türkizm) hareketinin esas ve eyilimleri açınımları çok daha nettir.

Osmanlı İmparatorluğu gelişme dönemlerinde açıkça faaliyet gösteren bir Turan düşüncesi tesbit edilememesi yanında, Osmanlı bürokrasisinin dilinin ısrarla Türkçe olarak sabitlemeleri ve Türk unsurun Osmanlının demografik olarak dayandığı esas unsur olması özellikle Osmanlı hanedanının şecerelerini her seferinde Oğuz handan itibaren sayabilmeleri ve öyle değerlendirmeleri Turan Mevhumunun isimsiz devam ettiğini gösterir.

Bilhassa Osmanlı bilginlerden Aşık paşa, Kemalpaşa zâde ve Vani Mehmet Efendi’nin fikirlerinden söz edilmelidir. Özellikle sonuncusu, dar manada Türkçü, Oğuz Türkçüsü olduğunu söylemek gerek.Turan düşüncesinin Osmanlılarda biraz muğlak olarak seyretmesinin yanında ne enteresandır ki

Kızılelma Ülküsü neredeyse fiziki boyut kazanmıştır. Hatta Kızılelma ya mekanlar hayal edilmişti, Mesela;

Engerus Ungarus Kızılelma sı: Budin;

İkinci Engerus Kızılelma sı: İstoni-i Belgrad/İstolni Belgrad

Orta-Macar Kızıl-Elması: Usturgon = Esztergon/Gran;

Küçük-Macar Kızıl-Elması yahut Alaman Kızıl-Elması veyahut Beç Kızılelma sı Viyana;

Rim-Papa Kızılelma sı: Roma.

Altınca Kızıl-Elmanın da Prusyadaki (Cologne = Kolonya) şehri olma ihtimali Peçevî’nin (Ehl-i İslam Kızıl-Elma’ya dek gidecekdür didükleri kelamun sebebini beyan) ederken kaydettiği şu fıkradan anlaşılmaktadır:

“Bu dahi malum ola ki Böyük-Kapona varoşunda yılda bir muayyen günde bütün varoşun ve etraf u cevanibinin sağir ü kebiri ve cüvan u piri taşra sahraya çıkarlar ve ol sahrada olan Kızıl-Kapona da oğluncuklar bir eski türkü ırlarlar: (Kızıl-Kapona) didüğü Kızıl Almadur, sınır taşı gibi alamet için vaz olunmuştur ve ırladukları türkünün meali:

........Türk Padişahı cümle kuvvet ü azametiyle bu mahalle değin gele gerekdür ve bunda Allahu Teala emriyle fevt olsa gerekdür ve Allaha itikad ü itimat olunsun ki Türk Padişahı ol kadar yukaruya gide ki Kolona’ya vara! Nemçe memleketine çok şenlik kalmaz, zira kolona şehri uzak yerde vaki, olmuştur.....

Kızılelma isminin Asya’dan sonra Avrupa tarafından daha nerelere götürüldüğü ayrıca araştırılacak önemli bir konudur.. Her halde bu birkaç örnekten de anlaşılacağı gibi Osmanlı İmparatorluğunu kurup genişletenlerin milli ideal sınırları siyasi haritalarından çok geniştir. Çünkü Viyana, Roma ve Kolonya gibi Kızıl-Elmalar hiçbir zaman ülkü haritasından devlet haritasına intikal edememiştir. Osmanlılarda Kızıl elmanın izini takip etmek Adeta Turan coğrafyasını taramak gibi bir şey.

Kızılelma ve Turan kavramlarının Ne kadarda birbirini çağrıştırdığına dikkat edilmeli. Bununla beraber, bu uzak Kızılelma ya karşı duyulan arzu ve bunları ele geçirmek için yapılan büyük hamlelerin İmparatorluğu genişletmekteki büyük tesirleri de kolay inkar edilebilecek şeylerden değildir.

Türk ordusu Kızılelma dan Kızılelma ya atılırken, sanki Turan birliğinin coğrafyasını arşınlıyordu. İlk idealist Osmanlı padişahları Kızılelmalar gösteren birer millet kılavuzu rolünde görülür: Mesela Kosova meydan muharebesinde Sırp ordusu imha edilip Sırbistan tabiiyet altına alınarak (Engerus

Kızılelma’sına yol açıldığı zaman babasının yerine geçen Yıldırım Bayezit, cülus tebriki için Edirne sarayına gelen Venedik, Ceneviz ve sair İtalyan hükümetlerinin sulh ve ticaret anlaşmalarını yenilemek isteyen elçilerine Türkiye’de ticaret serbestisinin tabii bir hal olduğunu söyledikten sonra, yeni anlaşmalar yapılmasını reddetmiş ve hatta: Roma’ya kadar gidip Saint Pierre Kilisesinin Mihrabında atıma yem yedireceğim! Sözleriyle (Rim-Papa Kızılelma sı)’nın daha (Şarkî-Roma Kızılelma sı) fethedilmeden evvel Türk ülküsünün manevi haritasına girmiş olduğunu Batı Hıristiyanlığına rağmen ilan etmekte hiç tereddüt etmemiştir

 

                                                                             

TÜRKAV BAFRA ŞUBESİ

 

 

    bafraturkavhotmail..com

 

 

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

ALPARSLAN TÜRKEŞ


Hayatı
Eserleri
 Dokuz ışık doktirini
sürgün günleri
Önemli sözleri

 

ÜNLÜ TÜRKÇÜLER

 TÜRK'E GÖNÜL VERENLER





 

 

TÜRKAV Bafra şubesi © 2008
Cumhuriyet Mah.Cumhuriyetcad.Tütüncüler apt:Kat:3 No:13/202

Tel:0-362-542-91-32