TÜRKİYE KAMU ÇALIŞANLARI KALKINMA VE DAYANIŞMA VAKFI

TÜRKAV

BAFRA ŞUBE BAŞKANLIĞI

ANA MENÜ


ZİYARET EDENLER

19 mayıs 2007'den tarihinden itibaren yukarıdaki
sayfa izlenimi aldık.



 

 

 TÜRK KÜLTÜRÜNDEN

 

ATLI GÖÇEBE KÜLTÜRÜ


             

Dünyanın en eski ve köklü kültür ve medeniyetlerinden birisini kuran Türkler, zannedildiği gibi sadece atlı-göçebe ve konar-göçer unsurlardan meydana gelmiyordu. Türk kültürü, elbette Türklerin Orta Asya’da atlı-göçebe bir hayat yaşadıkları çok uzun bir tarihî dönemde atılan temeller üzerinde gelişmiştir. Bu kültür, yabancı kültürlerin etkisinden uzak olup, hem unsurları hem de bütünü bakımından orijinal ve dinamik bir kültürdür.

 Türk karakterinin, hayat tarzının, dünya görüşünün ve kültürünün oluşumunda, Türklerin ilk anayurdu olan Orta Asya’nın tabiat ve iklim şartlarının önemli bir rolü bulunmaktadır. Orta Asya’nın tabiat ve iklim şartları, besicilik yapmaya olduğu kadar tarıma imkân vermemiştir. Bu da Türkleri başlangıçta konar-göçer bir hayat yaşamaya zorlamış; böylece Türk bozkır kültürü doğmuş ve gelişmiştir. At ve koyun sürülerine her mevsimde taze ot ve su bulabilmek için devamlı yer değiştirmek gerekiyordu. Bundan dolayı Türk boylarının hayatı, “kışlak” ve “yaylak” arasında düzenli gidip gelme şeklinde geçmekteydi. Bu hayat tarzının en belirgin özelliği ise “kuvvet, hareket ve sürat” idi.

Göçebelik denince, akla ilk olarak, ilkel bir kültürü temsil eden ilkel bir hayat gelmektedir. Halbuki, atlı-göçebeliğin ilkel göçebelikle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bunlar, birbirinden tamamen farklı birer hayatı ve kültürü temsil etmektedirler. Burada, her iki hayat ve kültür arasında yapılacak küçük bir karşılaştırma, bu farkı açık bir şekilde gösterecektir. İlkel göçebelikte üretiliciliğe dayanan ekonomik faaliyet hemen hemen yoktur. İlkel göçebe sadece toplayıcılıkla geçinmektedir. Halbuki, atlı-göçebelikte ekonomi, hayvancılık gibi sağlam bir temele ve kaynağa dayanmaktadır. Daha doğrusu, atlı-göçebe üreticidir. Elde ettiği ürünlerden hem kendi ihtiyacını karşılamakta, hem de ihtiyaç fazlası mallarını satarak ekonomisinin eksiğini tamamlamaktadır. Öte yandan, ilkel göçebelikte vatan, millet ve devlet fikri hiç yoktur. Atlı-göçebelikte ise, vatan, millet ve devlet fikri pek erken çağlarda doğmuş ve gelişmiştir. Zira, Orta Asya’nın alabildiğine elverişsiz tabiat ve iklim şartları, Türk’ü sıkı bir işbirliğine, dayanışmaya ve teşkilâtlanmaya zorlamıştır. Ayrıca, büyük sürülerin sevk ve idaresi de Türk’ü teşkilât, emretme ve hâkimiyet fikrine hazırlamış, ona bu hususta son derece önemli bilgiler ve beceriler kazandırmıştır. Böylece Türkler, pek erken çağlarda Orta Asya’ya hükmeden büyük devletler kurarak tarih sahnesine çıkmışlardır. Hatta bununla da kalmamışlar; Orta Asya dışında göç ettikleri ve yayıldıkları yerlerde de teşkilâtçılık yeteneklerini göstermişler; yerli halk üzerinde hâkimiyet kurarak, yeni yeni siyasî teşekküller meydana getirmişlerdir. Daha da önemlisi, hâkimiyetleri altına aldıkları topluluklara “vatan, millet ve teşkilât” fikrini aşılamışlardır. Meselâ Slavlar, Türkler ile karşılaşıncaya kadar vatan, millet, teşkilât fikrinden mahrûm ilkel bir kavim idiler. Slavlara teşkilâtlanmayı ve kendilerini savunmayı öğreten Bulgar Türkleridir 

 

                                                                             

TÜRKAV BAFRA ŞUBESİ

 

 

    bafraturkavhotmail..com

 

 

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

ALPARSLAN TÜRKEŞ


Hayatı
Eserleri
 Dokuz ışık doktirini
sürgün günleri
Önemli sözleri

 

ÜNLÜ TÜRKÇÜLER

 TÜRK'E GÖNÜL VERENLER





 

 

TÜRKAV Bafra şubesi © 2008
Cumhuriyet Mah.Cumhuriyetcad.Tütüncüler apt:Kat:3 No:13/202

Tel:0-362-542-91-32